30 Ağustos 2010 Pazartesi

FERNANDO PESSOA- HUZURSUZLUĞUN KİTABI

• Günümüzün modern toplumlarında yaşayan üstün varlıklar için bir kıpırtısızlık yasası çıkarmayı isterdim.
Toplum duyarlı ve zeki varlıklar barındırmasa;kendiliğinden, kendi kendini yönetirdi. Bunun ona zarar veren biricik etken olduğunu takdir edersiniz. Aşağı yukarı bu model üzerine inşa edilmiş olan ilkel toplumlar mutluydu.
Üstün varlıkların toplumun dışına atıldıklarında; çalışmayı bilmedikleri için ölüp gitmekten kurtulamaması çok hazin. Sıkıntıdan ya da aralarında aptallığa yer kalmadığı için de ölebilirler. Ama ben burada insanlığın mutluluğunu düşünerek konuşuyorum.
Toplumda başını kaldıran her üstün varlık;Üstün varlıklar adasına sürgün edilebilir. Normal toplumda kafeste hayvan besler gibi besleyebilir onları.
İnanın bana ne acılar çektiğini yüzüne vuracak zeki insanlar olmasa,insanlık bunların farkına bile varmazdı. Duyarlı varlıklar sırf iyi niyetten dolayı ötekilerin canını yakar.
Şimdilik toplum içinde yaşadığımız göz önüne alınırsa,üstün varlıkların biricik görevi, kabile hayatına katkıda bulunmaktan mümkün olduğunca kaçınmaktır.Asla gazete okumasınlar, okusalarda eften püften,ilginç olaylara göz atsınlar;hayır taşradaki şehirlerden gelen kısa haberlerden nasıl keyif aldığımı kimse tahmin edemez.sırf isimler bile belirsizliğin kapılarını ardına kadar açar önümde.
Üstün varlığın özlem duyabileceği en yüksek mertebe,kendi ülkesinin devlet başkanın adını, hatta ülke monarşiyle mi yönteliyor,yoksa cumhuriyetlemi onu bilmemektir.
Attığı her adımda ruhunu,gelip geçen şeylerden olaylardan zerre kadar rahatsızlık duymayacak hale getirmelidir. Bunu ihmal ederse,kendine eğilebilmek için ilk önce başkaları ile ilgilenmek zorunda kalır.

• Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak,onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir. Dolayısı ile şef başkalarına bağımlıdır.


• Duygularımızı dışa vurduğumuzda, onları gerçekten hissetmekten çok,hissettiğimize kendimizi ikna ektmeye çalışıyoruzdur.


• Başkalarıyla hareket ettiğimde en azından birşeyi kaybetmiş olurum: tek başıma hareket etme imkanını.


• Bazen geceleyin uyandığımda alın yazımı dokumakta olan görünmez eller hissederim


• Ey üzgün yürüğim tanrılar dilesinde kaderin bir anlamı olsun. Ya da daha iyisi kader dilesin de tanrının bir anlamı olsun.


• Ölümden yapılmışız biz hayat dediğimiz şey, gerçek hayatın uykusu, varlığımızın gerçek ölümüdür. Ölüler doğarlar, ölmezer iki dünyayı ters biliriz biz. Yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür; ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız.


• Ait olduğum kuşak, bir yürek kadar beyinle donatılmış insanoğluna, kesinlikle arka çıkmayan bir dünyaya doğdu. Bizden önceki kuşakların yıkıcı mantığı yüzünden,doğduğumuz dünya din alalanında güven,ahlaki alanda destek,politik alanda barış vaat etmiyordu. Son derece yoğun metafizik ve ahlaki sıkıntıların, politik çalkantıların ortasında doğduk. Babalarımız önlerine geleni neşe ile yakıp yıktılar, çünkü geçmişin sağlamlığından izler barındıran bir çağda yaşıyorlardı. Onlar ne kadar yıksa da, toplum boylu boyunca çatlamadan ayakta kalabilecek kadar güçlüydü.. Biz ise bu yıkımın sonuçlarını miras aldık.


Şu anda dünya aptalllara,huysuzlara ve yüreksizlere ait. Yaşama ve başarma hakkına sahip olmak için bir akıl hastanesine kapatılmak için gerekn şartları yerine getirmek zorundasınız: düşünmeme ahlaka aykırı daranmma ve aşırı coşku.....


• Bence bir adamla ağaç arasında temel bir fark yoktur; ve hiç kuşkusuz hangisi ortama daha çok yakışır . düşünceli gözlerimin ilgisini çekerse onu seçerim.

• İnsanlşarı yönetme snatının temelinde iki ilke yatar; onları baskı altında tutmak ve aldatmak. Sahte ışık saçan bu kelimelerin can sıkıcı tarafı,kimseyi baskı altında tutmayı becerememeleridir. En fazla sarhoş edebilirler o da bambaşka birşey.
• Bütün mesele dünyayı kavrayaşımızdan kaynaklanıyor. Dünyayı kavrayışımı değiştirirsek kendimiz içinde değilştirmiş oluruz, çünkü ozaman bizimim açımızdan şu an kaldığı gibi kalmayacaktır.
• Kendi varlığını zaptetmekten,dönüştürmekten yoksun insanlaer, başkalarını ve dış dünyayı değiştirerek kendilerine çıkış noktası yaratmaya çalışırlar.
• Yaşamak başlı başına kendini kaybetmek demektir.
• Duyguları yenilemenin tek yolu yeni bir ruh inşaa etmektir. Hissetme biçini değiştirmeden farklı şeyler hissetmeye çalışıyorsan, boşuna çabalıyorsun. Çünkü varlıklar biz nasıl hissediyorsak öyledir- ne zamandır biliyorsun bunu bilmeksizin?- ve yeni şeyler olmasının,yeni şeyler hissetmenin yeni yolu bunları hisetme biçiminde yenilik yapmandır.
Ruh değiştirmek mi? İyi ama nasıl* Onu bulmak senin işin. Doğduğumuz andan, öldüğümüz ana dek tıpkı bedenimiz gibi ruhumuz da değişir. Bir yolunu bul da bu değişimi hızlandır.

• Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan,onlara hiçbir muhtaçlığın,paraya ihtiyacın,sürüye uyma içgüdün,aşka şana şöhrete hevesin yada merakın yoksa özgürsündür, bunların hepsi ya yalnızlıktan yada sessizlikten beslenir. Yalnız yaşayamıyorsan doğuştan kölesin demektir. Ruhen yada zihnen en yüce mertebelere ulaşmış olabilirsin. Soylu bir kölesin öyleyse yada zeki bir uşak, ama özgür değilsin. Ve bir trajedinin içinde değilsin. Çünkü böyle doğmuş olman bir trajediyse bu seni değil, kendi kendi ile yüzyüze gelen kaderi ilgilendirir. Eğer hayatın ağırlığına dayanamadığın için köle olduysan, yazıklar olsun. Özgür doğduğun , kendi kendine yetebilen,inasanlardan uzak durabilen biri olduğun halde,zavallının biri olduğun için insanlarla yaşıyorsan yazıklar olsun sanaa. İşte bui nereye gidersen git, kendinle birlikte taşıyacağın trajedindir. Özgür olmak insanın en yüce özelliğidir;mütevazi bir kişi krallara ve hatta hak ettiği halde özgürlüğü küçümsemeksizin,güçlü oldukları için kendi kendine yeten tanrılara üsütün kılan budur. Ölüm bir kurtuluştur çünkü ölen insanın hiç kimseye ihtiyacı kalmaz. Zavallı köle, zorla kurtulmuş olan zevklerinden,acılarından arzulanan ve bitmek bilmeyen hayattan. Karal vazgemediği mülklerinden kurtulur. Etrafına ışık saçan kadınlar,taparcasına sevdikleri gibi,gönülleri fethetmekten kurtulur.zaferden zafere koşanlar, hayatlarında aradıkları zaferlerden kurtulur. İşte bunun için o zavallı,saçma bedene bir asalet kadar ölüm, bilinmedik süslerle donatır onu. Kendi öyle istememiş olsa bile beden özgürdür. Artık köle değildir,köleliğini gözyaşları içinde kaybetmiş olmasına rağmen. En büyük başarısı karalllık ünvanı olan krallar içinde geçerlidir bu, bir insan olarak gülünç olsalar da,kral olarak üstün varlıklardır onlar- ölüsü korkunç olabilir ama kral üstündür. Ölüm sayasinde özgürlüğe kavuşmuştur.

• Sahip olan kaybeder. Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise o şeyi korumuş olur,çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir.
• Ancak hissetmeden yaşarsak bela gelmez başımıza;ve en yüksek ,en soylu,geleceği en iyi gören insanlar,önceden tahmin edip hor gördükleri şeylere katlanan,acısını çekenlerdir. Hayat budur işte....
• Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heycanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı hep özgür olmayı istemiş bir insan nı sorumluluk hamalına dönüştürmek;bazı duygulara cevap vermek,mesafeli davranmama inceliğini göstermek,sırf başkaları kendimizi bir heyecanlar prensi yerine koyuyoruz,insan ruhunun verebileceğinin azamisini kabul etmek istemiyoruz sanmasınlar diye. Nasıl yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle,ister istemez birşey hissetmek,gerçekte tam bir karşılık bulmaksızın,biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!
• Ne hiç olabilirim ne her şey, Sahip olmadığım şeyle isteyemediğim şey arasında bir köprüyüm.
• Varolmayı hiç öğrenemedim.
• Kendimle ben arasındaki bu mesafe nedir?
• Kendimi düşünmekten düşüncelerim haline geldim.
• Bütün muğlak umutların hüsranla sonuçlanacağını kabullenmiş biri olarak,,umutla hayal kırıklığını aynı anda tatamanın özel zevkinin ıstırabı içindeyim,hem acı hem tatlı bir yemeğe benziyor bu, acıyla tatlı arasındaki zıtlık,talıyı iyice bala çevirmiş. Bütün savaşlarda peşinen yenilmiş,şimdi her yeni çarpışmadan önce, son geri çekilme hareketini her ayrıntının tadını çıkararak kağıda döken, karamsar bir genaralim ben...
• Gerçekten ıstırap çekenler sürüler halinde dolaşmaz,gruplar kurmazlar acı denilen şey,yalnız başına çekilir.
• Bütün çabalarıma rağmen, aklımın sışındaki her şeyin süs olsun diye varolduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.
• İnsanoğullarının sürdüğü hayata alıcı gözle baktığımda,hayvanların hayatı ile arasında hiçbir fark göremiyorum. İnsanlar da hayvanlarda bilinçsizce dünyanın ve hayatın ortasına fırlatıverilmişler;bazen durup biraz gönül eğlendiriyor;her gün aynı organik çevirimi tamamlıyor; düşündüklerinin ötesinde hiçbirşey düşünmüyor.
• Canlı varlıklarda içgüdünün zeka görüntüsü altında varlığını sürdürmesi,bence seyredilmeye değer en özel, en değişmez olaylardan biridir.. bilincin gerçekdışı bir şekilde başka bir kılığa bürünmesi, benim gözümde hiçbirşeyin üstünü örtmeyen o bilinçsizliği iyice ortaya seyretmekten başka işe yaramaz. İnsanoğlu doğduğu günden öldüğü güne dek hayvanlar gibi kendi kendinin dışında kalmaya mahkumdur. Ömrü boyunca yaşamak yerine üstün nitelikli, daha karmaşık bir bitkisel hayat sürer. Varolduğunu bile bilmediği bazı kıstaslara farkında olmadan uyar,fikirleri,duyguları,eylemleri tamamen bilnçsizcedir, bunun nedeni insanların bilinçsizliği değil iki farklı bilince sahip olmalıdır.
Elllerinindekinin sadece yanılsama olduğunu sezebilmek- en büyük insanların varabileceği nokta budur işte,yalnız bu.
• Üstün insanla sıradan insan arasındaki mesafe, sıradan insanla maymun arasındaki mesafeden büyüktür.
• Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa, ister istemez okadar şeyden mahrum kalır. Zirvede birtek ona yer vardır. Ne kadar mükemmelse bütünlüğünü o kadar korumuş demektir, ve bütünlüğünü ne kadar koruduysa, kendinden başka biri olma ihtimali o kadar azdır.
• Anlaşılmaktan daima, tiksinti içinde kaçınmışımdır.anlaşılmak,kendini satmak demek. Olmadığım gibi görünmeyi,gayet insani bir şekilde,kibarca,doğal olarak görmezden gelinmeyi tercih ederim. Dünyada hiçbir şey iş yerindeki arkadaşlarımın beni farklı görmesi kadar siniri bozamaz. Onların gözündeki farklı biri olmamaktaki ironinin verdiği keyfe düşkünümdür. Beni kendilerine benzetmenin azabını çekmek,fark edilmemek çarmıhına gerilmek isterim. Durumu azizlerden de, keşişlerden de daha karmaşık nice şehitler vardır. Akıl da azap çeker, tıpkı beden ve arzular gibi. Her işkencede olduğu gibi aklında azabında bir şehvet sezilir.
• Kendi kendimizin edebi yolcuları olarak, bizim için olduğumuz şeyden başka manzara yoktur. Hiçbirşeye sahip değiliz, çünkü kendi benliğimize sahip değiliz. Hiçbirşeyiz yok,çünkü hiçbirşey değiliz. Hangi ellerimi uzatayım, hem hangi evrene doğru? Çünkü evren bana ait değil: Ben evrenim.
• Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı- ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir.
• Ben hep şimdiki zamanda yaşarım. Geleceği bilmem. Artık geçmişimde yok. Biri her şeyin mümkün olmasıyla çöküyor üzerime, öteki hiçbirşeyin gerçek olmamasıyla. Ne umutlarım var, ne pişmanlıklarım.
• Uçup gitmiş anlardaki duyguları bile özlediğim yok. Duygu şimdiki zaman muhtaçtır.
• Gerçek bir bilge; içinden öyle bir tavı benimser ki, dışardaki olayların etkisi kesinlikle en aza iner. Bunun için olaylara kıyasla ona daha yakın duran gerçekleri üzerine kuşanarak zırhlanması gerekir,aynı gerçeklikler,olayları daha ona ulaşmasan süzüp kendileriyle uyumlu hale getirir.
• Bana ait olmayan izlenimlerle yaşıyorum,reddedilişlerle tüketiyorum kendimi. Kendim olma zarzımla bile bir başkasıyım.
• Hayır, hiçbir hüzün varolmamış şeylerin hüznü kadar işlemez insanın içine!
• Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata.....
• Hvanın hafif bir esintisiyle,bir an için de olsa huzura eren bir duyarlık, ne bahtsız bir duyarlıktır.
• Gerçek bilge kasları yükseklere çıkmaya yatkın olan, buna karşılık,dünyaya dair bildiklerinden dolayı,çıkmayı reddeden kişidir.gönlünde bütün dağlar onundur;durduğu yerden bütün vadilerin sahibidir.güneşin altın rengi ışığa bğduğu dorukları,en yüksekte durup ışığı oradan alan insandan çok daha iyi görür o;ormanların üzerinde yükselen bir şato,vadinin dibinden hayranlıkla bakan biri için,şatonun salonlarında kendini esir gibi hisseden,yeni kanıksamış bir başkasına göre çok daha güzeldir.
• Yukarıdayken bütün heybetimiz boyumuzla sınırlıdır. Oraya kadar çıktıysak, ayaklarımızla çiğnediklerimiz sayesinde olmuştur.
• Öteki insanlarla aramda daimi, derin bir uyuşmazlık olduğunu hissetmemin nedeni,sanırım onların çoğunun duyarlıklarıyla düşünmesi,benimse düşüncelerimle hissetmem.
• Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız.
• İnancın hayaletlerini bırakıp aklın hortlaklarıyla haşır neşir olmak,sadece ve sadece yeni bir hapishaneye geçmek demektir.
• Kimileri dünyayı yönetir kimileri de yönetilen dünyanın ta kensidir.
• İster varolsunlar ister olmasınlar biz tanrıların kölesiyiz.
• Ömrüm boyunca hayatımı ezen koşulların,bazılarından kurtulmak istediğim,buna karşılık kendimi bazı koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu,olayların kesin örgüsünde bana göre bir düşmanlık vardı,desem yeri var. Diyelim ki,beni boğmakta olan bir eli boynumdan söküyorum. O eli söküp atan kendi elimin,beni kurtarırken boynuma bir ip geçirdiğini farkediyorum. İpi boynumdan dikkatle çıkarıyorum,ama bu kez kendi ellerimle boğazımı sıkmama ramak kalıyor.
• KALP DÜŞÜNEBİLSEYDİ EĞER ATMAKTAN VAZGEÇERDİ.....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder